Hangi yetkinliklere sahibim? Değer üretecek neler yapabilirim? İş arayanların çoğu bitirdikleri okulların, aldıkları sertifikaların ve daha önce çalıştıkları işyerlerinin kendilerine doğal olarak yetkinlik azandırdığını düşünür. Alınan belgeler onlar için birer yetkinlik göstergesidir. Ancak gerçek böyle değildir.  Yetkinlikler; kurumsal başarı, kişisel performans ve iş sonuçlarına katkının ortaya çıkması için gereken, gözlemlenebilen, ölçümlenebilen, geliştirilen yetenek, bilgi ve davranışlardır.Tek başına yetenek ve bilgiden farklı olarak mutlaka davranışa dönüştürülebilmesini gerektirir. Bir alanda yeteneğinizin ve bilginizin olması davranışa dönüştürülemediği sürece bir yetkinlik değildir. Dolayısıyla mezuniyetler, sertifikalar vb. belgeler sizin o alanda yetkinliğinizin olduğu anlamına gelmez. Sadece ilgili kurumun sizin yeterince bilgi sahibi olduğunuzu belgelediği anlamına gelir.

O zaman davranışa, hatta üretime dönüştürebildiğiniz yetkinliklerinizi belirlemeniz gerekiyor.  Yabancı dil sertifikanızla birlikte yabancı dilde araştırma, okuma ve yazışma yapabiliyor ya da yabancı dilde sözlü iletişimde bulunabiliyorsanız bu sizin bir yetkinliğinizdir. İşletme diplomanızla birlikte işletmenin devamını ve gelişimini sağlayabilecek biçimde bütçe, iş, insan ve süreç yönetimi yapabiliyorsanız bu da sizin için bir yetkinliktir. Eğer liderlik özelliklerinizin olduğunu yani bu alanda yeteneğinizin olduğunu düşünüyorsanız, bunun bir yetkinlik olabilmesi için bu alanda bir deneyiminizin olması gerekir.

Bu noktada akla takılan ilk soru; hiç iş deneyiminiz ya da ilgili alandan iş deneyiminiz yoksa yetkinliklerinizi nasıl tespit edeceğinizdir? Bu sorunun yanıtı bizim eğitimlerimizde sıkça vurguladığımız insanın bütünselliği ile ilgilidir. Eğer bir kişinin liderlik özelliği varsa bu ilk çocukluk çağlarından başlayarak kendini gösterir. Takım kaptanlığı, oyun liderliği, çocuk kulüpleri, sivil toplum çalışmaları, öğrenci temsilciliği, geniş bir sosyal çevre vb. birçok alanda bu yetenek genelde kendini gösterir. Eğer özellik baskılanmışsa o zaman çatışma ve huzursuzluk ile kendini belli eder.

Burada bir ayrımın altını daha çizmek gerekir. Bir alanda yeteneğinizin olmaması o alanda yetkinlik kazanamayacağınız anlamına gelmez. Sadece mizacınıza uygun seçimler yapmanızın işinizi kolaylaştıracağı anlamına gelir. Eğer mizacınızda böyle bir yatkınlık yoksa bilgi edinme ve ciddi bir uğraşla davranışa dönüştürme noktasında iyi bir yol katedebilirsiniz. Ancak yatkınlığı olan kişiler de sizin kadar uğraşırlarsa sizden daha fazla yol katedecektir.

İnsanın bütünselliğine geri dönersek; insan iş hayatında, sosyal hayatında, aile hayatında vs. biçimlerde farklı kişiliklerde bulunamaz. Bulunursa kendini parçalanmış hisseder, iç çelişkileri ve huzursuzluğu artar. Ortama uyum sağlamak için bazı özelliklerini törpüleyebilir, kendini olduğundan farklı göstermeye çalışabilir ancak sosyal olanla ilişkisinde kendi bütünlüğünü korumak zorundadır. Bu da demek oluyor ki yetkinliklerinizi sadece iş hayatında gözlemlemeye çalışmayın, tüm hayatınızda kendinizi bir bütün olarak görmeye çalışın. Eğer aileniz ve arkadaşlarınız ikna olmak istedikleri konularda soluğu sizin yanınızda alıyorlarsa ikna yeteneğinizi keşfediyor olabilirsiniz.

Yetkinlik ve yetenek arasındaki bu yakın ilişkiden bahsetmişken bilginin önemi hakkında da birkaç söz söylemek gerekir. Yeteneklerinizi işlenmemiş bir maden, doğru bilgileri ise maden işleyen makineler gibi düşünebilirsiniz. Bazı yetenekler vardır ki hiç işlemeye gerek kalmadan doğal halleri ile insanları dehşete düşürebilir ve bulanı bir anda zengin edebilirler. Ne yazık ki çoğu yetenek böyle değildir ve bilgi, daha doğrusu eğitimle işlenmesi gerekir. Bu durumda yeteneklerinize biçim verilmiş ve yetenekleriniz faydaya doğru hazırlanmış olacaktır.

Son aşama olan davranışa dönüştürme ise en zor olanı ve iş hayatında daha az rastladığımız bölümdür. Bu nedenledir ki özgeçmişlerine hayran kaldığımız adaylar işe alım görüşmelerinde İK uzmanlarını hayal kırıklığına uğratır. Yine bu nedenledir ki üniversitede beyin avcıları tarafından yakalan yetenekler, istikrarsız ve başarısız bir iş deneyimi ile herkesi şaşırtır.

Değer üretme süreci işte tam burada başlar. Davranışa ve dolayısıyla üretime dönüştürdüğünüz oranda değer yaratmaya başlarsınız. Yanlış anlama olmaması açısından buradaki değer sizin insan olarak taşıdığınız bizatihi değerinizden farklı olduğunu belirtmek gerekir. Bu ürettiklerinizin değeridir. Her bir çalışan her bir kurum için başlı başına bir değerdir. Ancak çalışanın kurum içindeki varlığı ve konumu üretim değeri ile ilgilidir.

Özetle kendinizi bir bütün olarak düşünerek önce yeteneklerinizi, daha sonra yeteneklerinizi üretime dönüştürmek için aldığınız bilgileri ve son olarak bu bilgi ve yeteneklerle nasıl değer üretebileceğinizi bilmeniz gerekiyor. Ancak o zaman kendinizle yüzleşmeye başlayabilir ve eksikleri tespit ve tamamlama kısmına gelebiliriz.

Aksi durumda diplomalarımız, sertifikalarımız ve kendinden menkul değerimizi yanımıza alarak aynalara bakıp “Ayna, ayna! Var mı benden daha uygun aday şu dünyada?” derken buluruz kendimizi… Yazılarımızın devamında buluşmak ve tekrar okunmak üzere, hoşçakalın…

Gülşah Göktekin