Bazı anlarda kendimizi sıkışmış hissederiz. Nefes alabileceğimiz bir alan bulamaz, nefessiz kalırız. Dört bir taraftan işler, görevler, sorumluluklar ve zaman baskısı ile birlikte üzerimize gelir. Profesyonel iş hayatının getirdiği yükler ve aile hayatının bize verdiği eş, anne, baba, evlat, kardeş, torun, yeğen, teyze, amca vb. rollerin getirdiği zorluklar; kendi başımıza kalmamızı, sakinleşmemizi, içe dönüp kendimizi tamir etmemizi engellemeye başlar.

İşte yaşamın en büyük tuzağı da burada bizi bekler. Koşturmaca arttıkça, artık ne istediğimizi kendimize soramaz, mevcut sorunları çözebilmek için ihtiyaç duyduğumuz bakış açısını ve yetkinliklerimizi geliştiremez hale geliriz. Yani, daha fazla odun kesmek için testereyi bilemeyi aklımıza getirmeyiz. Bu durumda daha fazla sorun, daha fazla yük, daha fazla ümitsizlik elde ederiz.

3 yaşındaki bir çocuğun yaşadığı ve çözümsüz kaldığı sorunlar, 7 yaşındaki bir çocuk için ne kadar kolayca çözülebilecek konular ise zihinsel ve psikolojik gelişiminin başında olan bir yetişkinin çözümsüz kaldığı sorunlar da, daha gelişmiş (olgunlaşmış) bir yetişkin için öyle kolay gelir.

Ancak çocuklardan farklı olarak yetişkinlerin ihtiyaç duyduğu yetkinlikler, yaş almakla birlikte kendiliğinden kişiye eklenmez. Bunun için yetişkinlerde özel bir çaba ve en önemlisi gelişime ilişkin bir niyet ve kararlılık gerektirir. Çünkü öğrenme sadece iki yolla olur. İlk yol olumsuz bir deneyim yaşayarak bundan ders çıkarmak ve öğrenmektir; her şey somut gerçeklik ile öğrenilir. Eli yanan çocuğun bir daha sıcak çay bardağına dokunulmayacağını öğrenmesi ya da kredi kartı borcu nedeniyle ekonomik sıkıntıya düşen bir yetişkinin, kredi kartını kendi gelirine oranla dikkatli kullanması gerektiğini öğrenmesi gibidir.

İkincisi ise bilinçli soyut öğrenmedir. Olumsuz deneyim yaşanmadan önce gerekli bilgi kaynakları aracılığı ile bilgilenmek ve ardından doğru yöntemlerle uygulamak ile öğrenme gerçekleşir. Profesyonel iş hayatında kişilere nasıl hitap edilmesi gerektiğini; kitap, eğitim veya deneyimli bir kişiden rehberlik/danışmanlık ile bilgi olarak alınması ve uygulanması sonucunda yaşanan öğrenme buna örnektir.

Bilinçli öğrenmede ne konuda eksik olduğumuzu, neye ihtiyaç duyduğumuzu doğru belirlemek esastır. Ne konuda eksik olduğumuzu öğrenmek için kendimizi tanımalı ve neye ihtiyacımız olduğunu belirlemek için de neye ulaşmak istediğimizi, yani hedeflerimizi bilmeliyiz. İkinci adımda eksikliklerin tamamlanması ve ihtiyaçların giderilmesi için bir öncelik sıralaması yapılır ve ilgili konularda öğrenme süreci başlar.

Ne dersiniz, durup nefes almanın ve bilinçli öğrenmenin zamanı gelmedi mi?